Unutacağım şeyler söylersin,
Unutulacağım izler bırakırken.
Karşımda sen o müthiş ihtişamınla,
Ey Giza, seni kimler neden bıraktı bize?
Kaotik sokakları,
Çılgın lezzetleri ile bu şehir mi doğurdu seni
Yoksa sen mi geldin onlara Nil misali?
Çöl yük olurken her cana,
Sen bir vaha oldun bana.
Dokunduğumda o cilalı gövdene, eteklerine
Hissettin mi ellerimi, söyle?
Ben duydum,
Senin kırbaçlanmış her köleni,
Açılışındaki şöleni,
Mananı…
Söylesene, sen hissettin mi ellerimi?
Günüm senindi, gecem sana adanmış,
Gönlün Nil’de ise kırılırım,
Kalsın o kendi yatağında,
Ben sana varım.
Binlerce yılın yükü müydü o seni sessizleştiren?
Kum taneleri uçuşurken altın misali semalarında,
Senin o her soluğuna düşerim bir yıldız misali,
Sen kimsin, her benden gönüle menzil olan?
Ramses’in heybeti de
Nefrititi’nin cemali de
Kleopatra’nın miski de…
Peki beni iyileştirecek o tılsım sende mi?
(Ağustos 26 | Kahire)
Ramazan Çetiner

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder